15 Kasım 2013 Cuma

Neden Kültür Balığı Tüketmeliyim?

Öncelikli neden Dünya Tarım ve Gıda Örgütü’nün de belirttiği üzere yüksek ve değerli protein seviyesinden dolayı balık en önemli gıda olmasıdır. Kültür ortamında tamamen doğal yem hammaddeleri ile beslenen balık sofralarımıza oldukça ekonomik olarak sunulmaktadır. Sanıldığının aksine bu balıkların beslenmesinde büyük oranda balık unu ve balık yağı kullanılmakta, geri kalan yem içeriği soya küspesi içermektedir. Konunun uzmanı olmayan bir çok kişinin belirttiği gibi hormon veya antibiyotik balık beslenmesinde asla kullanılmamaktadır. Bu tip kimyasalların kullanımı hem yasaktır hem de ekonomik değildir. Ayrıca teknik olarak da mümkün değildir. Balıklar gibi suda yaşayan canlılarda hormonlar ağız yolu ile verildiğinde verimliliklerini, etkilerini kaybederler. Daha etkili olabilmesi için enjeksiyon yolu ile balıklara hormon verilebilir ancak bu yöntem de birim maliyeti çok fazla arttırmakta ve elde edilen sonuç ile kar dengesizliğinden dolayı tercih edilmemektedir. Ayrıca hormonların belirli çalışma şartları vardır. Bu şartlar her canlı için farklılık arz ettiğinden, balık beslemede yem içeriğinde hormonlar kullanılamazlar. Keza günümüzde üretilen ve sabit vücut sıcaklığı olan bazı hayvanların yemlerinde kullanılan hormonlar o sıcaklıkta işlevsel olmakta ve balıkta işlevselliği kalmamaktadır. Şehir efsanesine dönen ve ağızdan ağıza dolaşan balık yemlerinde hormon kullanıldığı bilgisi tamamen yanlıştır ve kültür balıkçılığını karalamaya çalışan kurumlarca ortaya atılan mesnetsiz iddialardır (Daha geniş bilgi için tıklayınız).


Balıklarda diğer tüm canlılar gibi yaşamlarının belirli dönemlerinde hasta olabilirler. Kültür ortamında bu hastalıklar büyük miktarda balık ölümlerine neden olabilir, dolayısı ile işletme büyük zararlara uğrayabilir. Bunu ölümleri ve işletmenin ekonomik kaybını önlemek için işletmeler balık henüz yavruyken balıkları tek tek aşılamakta ve hastalıklara karşı direncini arttırmaktadır. Uzman kişiler tarafından sertifikalı olan aşılarla aşılanan balık yavruları hasat boyuna kadar hastalıklara karşı dirençli olmaktadır. Ancak elbette aşı uygulamalarının yetersiz kaldığı bazı durumlarda, uygun antibiyotikler balık hastalıkları ile mücadelede kullanılmaktadır. Burada işletme için önemli olan antibiyotiğin dozunda ve uygun şekilde ve sürede kullanımıdır. 


İnsanlar dahil tüm canlılarda antibiyotiğin vücuttan atılma süreleri vardır. Balıkta bu süre kullanılan antibiyotiğin dozu, süresi ve türüne göre değişmek ile birlikte 1-2 ay arasındadır. Ancak gerek tarım Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın gerekse uzman su ürünleri mühendislerinin denetiminde gerçekleştirilen bu antibiyotik kullanımı işletmelerin balık satışını sınırlamaktadır. Yasalarımıza göre balıklar, havuzdan veya kafesten çıkarılıp satışa sunulmadan önce, yetkili bakanlık laboratuvarlarında antibiyotik kalıntı analizi yapma zorunluluğu vardır. Bakanlık personelince satışa çıkarılacak havuzlardan veya kafeslerden rastgele alınan örnekler bakanlığın laboratuvarlarında analiz edilir ve balık etinde antibiyotik kalıntısı var ise o havuz veya kafesin satışı bir süre durdurulur. Aksi halde kaçak yolla bile satılmaya çalışılsa balık satışı için gerekli belgeler olmadığından pazara çıkartılamaz. Dolayısı ile soframıza antibiyotik kalıntısı bulunan balık gelme olasılığı çok düşüktür.

Peki ya doğa balığı? Öncelikle belirtmeliyiz ki balık her nereden gelirse gelsin tüketilmelidir. Ancak çoğunlukla lezzeti nedeni ile tercihimiz doğa balığından yanadır. Yüzey suyu balığı dediğimiz hamsi, sardalya, lüfer ve benzeri balıklar ile barbun, lahoz, levrek, çipura, gibi dip balıklarının nereden avlandığını bilmemiz çok önemlidir. Çünkü doğadaki diğer canlılar ile beslenen balık, yaşadığı alan kirli ise bu kirlilik balığın besini olan midye, yengeç, yosun gibi canlılara geçecek ve dolayısı ile balığa da geçmiş olacaktır. Ticari bir limanın yanından avlanmış doğal bir balıkta avlandığı alanın kirliliği nedeni ile oluşabilecek kalıntı birikimi oldukça tehlikeli olabilir. Oysa kültür balığında üretim yapılan su her daim oksijence zengin ve temiz olmalıdır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder