Birçok paydaşı yani bir çok
farklı sektörün kullandığı denizlerin kirliliği, oldukça popüler bir konudur ve
özellikle bazı çevreler tarafından yıllarca çok fazla istismar edilmiştir.
Dolayısı ile kirlilik unsuru olarak direk bir etkenden bahsetmek oldukça zor.
Elbette doğada var olmayan her türlü yapının doğaya etkisi vardır. Dolayısı ile
balık çiftliklerinin de doğaya bir etkisi vardır. Peki, bu etki söylendiği gibi
bir kirlilik unsuru mudur? Her geçen gün artan nüfus, yeni yerleşim birimlerinin
oluşması, var olanların büyümesi, yeni turizm alanların artması denizlerimizi ne
kadar etkilemektedir? Balık çiftliklerinde denizin en önemli varlığı olan balık
bulunmaktadır. Peki, balık denizi kirletir mi?
Hiç düşündük mü ülkemize gelen 10
milyon turistin ülkemizi ziyareti sırasında 200 mililitre güneş yağı kullanarak
tatilini geçirdiğini ve bu güneş yağının direk denizlere ulaşması ile
denizlerde oluşabilecek kirlenme miktarını?Kaba bir hesapla ile 10 milyon
turist denize girse 2 milyon litre güneş yağı direk denizlerimize
gidiyor. Çevre Bakanlığı verilerine göre ülkemizde sayıları 2000 üzerinde olan belediyelerde sadece yaklaşık 500 tane atık su arıtma sistemi bulunmakta. Çoğunluğu 30 yıllık ömrünü dolduran bu atık su arıtma tesislerinin büyük bir çoğunluğu yenilenmesi gerekmekte. Yine büyük bir çoğunluğu ileri arıtma sistemine sahip değil. Bu demek oluyor ki şehirlerimizde kullandığımız suyun, yani kanalizasyon suyunun çok büyük bir kısmı arıtılmadan direk doğal sulara ve denizlere boşaltılmaktadır. Nüfusun her geçen gün arttığı ve arıtma tesislerinin yetersiz kaldığı düşünülürse gerçekten denizlerimizi kirleten balık çiftlikleri mi acaba? Yılda 3 milyon turistin ziyaret ettiği Antalya’da turizm işletmelerinin atık sularını arıtma kapasitesi bir milyon kişi kadardır. Bu arıtma tesislerinin ne kadar verimli çalıştığı ise büyük bir soru işaretidir. Her gün yatak çarşafları, havluları değiştirilip yıkanan, günde en az 2 kere duş aldığımız ve sayıları gün geçtikçe artan otellerin atık su arıtma tesislerinin sadece %16’sı etkili bir şekilde çalışmaktadır maalesef. Geri kalanı atık sularını denize direk boşaltmaktadır. Bu veriler göz önüne alındığında ülkemizde toplam üretimi 120bin ton olan (TUİK, 2013) ve geniş bir alana dağılan deniz balıkları çiftliklerinin denizlere etkisi düşündüğünüzden çok çok daha azdır.
Yapılan çalışmalarda balık
çiftliklerinin denize olan etkisinin, petrol endüstrisi, taşımacılık,
şehircilik, turizm, askeri tatbikatlar ve benzeri birçok aktiviteden sonra 11.
sırada olduğu tespit edilmiştir.
Balık çiftliklerinin çevreye etkisi ne kadardır?
Elbette doğada yürütülen her
türlü aktivite gibi balık çiftlikleri de uygun teknoloji ve belirli kurallar
ile işletilmediğinde denize etkisi yüksek olan sektörlerdendir. Uygun stok
yoğunluğu, uygun kafes derinliği, akıntı hızı, bu konuda en önemli
faktörlerdendir. Akıntının hiç olmadığı bir koya denizin derinliği kadar derin
bir kafes koyarsanız ve o koyun kapasitesinin üzerinde bir üretim yaparsanız, o
koy çok kısa sürede çölleşecek ve azot, fosfor birikimi nedeni ile kirlenmeye
başlayacaktır. Her ne kadar o çiftlikler o kapalı koydan uzaklaştırıldığında
birkaç senede deniz kendisini toparlasa da (Gölköy Cennet Koyu örneği) biz su ürünleri mühendisleri bu tip üretimlerin
ekonomik olmadığını biliyoruz ve edindiğimiz tecrübelerden yola çıkarak deniz
derinliğinin üçte biri derinlikte ağ kafes, uygun akıntı hızı, ve belirlenen taşıma kapasitesinde üretim yapmaya dikkat ediyoruz. Keza biliyoruz
ki kirli suda balığımızı yetiştirmek, sadece onların sağlıkları açısından değil
işin ekonomikliği açısından bizleri zarar ettirmektedir. Bu konuda farklı
bilimsel grupların yaptığı değişik araştırmalar vardır. İngiltere’de yapılan
bir araştırmada 770 bin adet alabalığın bulunduğu bir çiftlikte 39 gün
yetiştiricilik aktivitesine ara verildiğinde deniz tabanının çok hızlı bir
şekilde kendisini toparladığı belirtilmiştir.
Bundan sonrasına siz karar verin
denizleri asıl kirletenler nelerdir?
